Algernon Blackwood
Tuna’nın ıssız kollarında, söğütlerle çevrili küçük bir adada geçirilen sıradan bir gece, iki yolcu için giderek başka bir dünyanın eşiğine dönüşür. Rüzgâr diner, sular yükselir, söğütler fısıldar. Çevrelerindeki doğa artık yalnızca doğa değildir. Görünmeyen bir şey onları izliyor, sınırlarını daraltıyor ve insanın ait olmadığı bir yere fazlasıyla yaklaştıklarını hissettiriyordur. Algernon Blackwood, Söğütler’de korkuyu sessizlikten, rüzgârdan, sudan ve bilinmeyenin varlığından kurar. Doğanın içinde saklı olabilecek başka bir varoluş düzenine dair duyulan sezgiyi, giderek ağırlaşan bir tekinsizlik duygusuna dönüştürür.